- Ana Sayfa

 - Korkut Eken Kimdir?

 - Uçağa Operasyon

 - PKK ile Mücadele

 - MİT'e Giriş

 - Eken ve Çatlı

 - Ağar'ın Teklifi

 - Aşiretleri İkna

 -
Kayıp Silahlar

 
- Bu Ceza Neden?

 - Kırcı'nın Mektubu

 - Paşalardan Destek

 - Basında Korkut Eken

 -
Sizden Gelenler

 - Link Verenler

 - İletişim

  

Basında Korkut Eken

24.01.2002, Saygı Öztürk, Star
26.01.2002, Fatih Çekirge, Star
23.01.2002, Rahmi Turan, Gözcü
10.02.2002, Necdet Sevinç, Büyükkurultay
18.02.2002, Hüseyin Mümtaz, Yeni Mesaj
01.03.2002, Saygı Öztürk, Star
15.03.2002, Mustafa Ünal, Zaman
16.03.2002, Faruk Mercan, Zaman
28.08.2002, Saygı Öztürk, Star
03.09.2002, Saygı Öztürk, Star
09.10.2002, Saygı Öztürk, Star
11.12.2002, Saygı Öztürk, Star
12.12.2002, Saygı Öztürk, Star
01.03.2003, Saygı Öztürk, Star

 


24.01.2002, Saygı Öztürk, Star
‘BENİM EFSANE KOMUTANIMI 5 YILDIR HER GÜN ÖLDÜRÜYORLAR’

Özel Harpçı, eski MİT’çi, Emniyet Özel Harekat Timleri’nin ‘hocası’ Korkut Eken yakında ‘çete’ suçlamasıyla cezaevine girecek. Bir gazetecinin yazdığı yazıdan dolayı bu kadar faks, elektronik posta, telefon aldığını sanmıyorum. Onlarca, yüzlerce değil, binlerce sevgi yüklü mesaj...

Korkut Eken için telefonda ağlayanlar, ‘Onun yerine cezaevine girmeye hazırım’ diyenler, ‘Komutanıma haksızlık yapıldı’, ‘hocamızın sonu böyle olmamalıydı’ diyenler... Gelen binlerce faks arasından kenarında fotoğraf bulunan bir mektup ilgimi çekti. Korkut Eken ile yüzbaşı rütbesindeyken gazi olan Emekli Albay Zeki Önal’ın fotoğrafı. Madalyalarını boyunlarına gururla takmışlar. O gün kim bilir ne kadar mutluydular. Emekli Albay Önal, fotoğraflarına baktı. Sonra yazmaya başladı. Gurur duydum:

‘Ben emekli bir subayım. Güneydoğu gazisiyim. 1975 yılından beri hep o ‘efsane subay’ın yanındaydım. Onun emrinde görev yapmaktan hep gurur duydum. Verdiği kararları hep destekleyerek gözünün içine bakıp ‘Acaba bir emri var mı?’ dedim. Yine onun yanında 1986 yılında çatışmada yaralandım. Bugün de emekli albay olarak onun yanındayım. Bizler komutanımızın yanlışını hiç görmedik. Silahlı Kuvvetler’de onu tanıyan herkes bunu böyle bilir ve şahadet eder. Paraya-pula tenezzül etmez. Aksine, elinden geldikçe ihtiyaç sahiplerine yardımcı olurdu. Açlıktan ölür kimseye belli etmezdi. Aile yapısı bize hep örnek olmuştur. Çocuklarımızı onun çocukları gibi yetiştirmeye gayret ettik. Ailelerimizi kurarken hep Korkut Eken ve eşini örnek alırdık.

Efsane subay’ın Haluk Kırcı, Sami Hoştan gibileri ile beraberliği olmaz. Yargı makamları bu kişiyi nasıl olur da bunlar ile beraber yargılar? Bu nasıl adalettir? Duruşmalara bile sokma, vareste tut sonuçta baskı ile cezalandır. Hepimizin malumu, son anda mahkeme heyeti değişmişti. Güneydoğu’da görev yapan birliklerin gündüz operasyon yaptıkları dönemi bitiren ve gece operasyonlarını başlatan Korkut Eken’dir. Özel timlerin başında birçok operasyona bizzat katılan ‘efsane subay’ın şahidi bizleriz. ‘Geceler bizim’ diyen PKK’ya en büyük şok bu uygulama ile olmuştur. Geceleri teröriste zindan eden, dar eden bu subayı nasıl olur da Türk adaleti hapishane karanlığına gömmek ister? Hapis kararına imza atan hakimlerin vicdanları rahat mıdır? Onların imza atan parmakları, benim komutanımın Gürvil Dağı’ndaki operasyondaki gibi hiç dondu mu? Operasyondan operasyona koşan, hem TSK, hem MİT hem Emniyet’te çalışan, temayüz eden başka birisi var mıdır?

Onun emrinde çalışan binlerce kişi hep yanında olacağız. Onu hep bir kahraman olarak göreceğiz. Aldığı ceza hiçbir şeyi değiştirmez. Zaten son 5 yıldır benim komutanımı her gün öldürdüler. Yargılanma safhasında onun nasıl ızdırap çektiğini hep gördüm. Mutlaka adalet yerini bulacak diye bekledim. Sonuç yine de içimizdeki şüpheyi doğruladı. Acaba bir terslik olur da suçsuz olan komutanımız cezalandırılır mı diye hep şüphe duyduk. Maalesef cezayı da kesinleştirdiler. Bu tip kahramanlara ceza verilmesi ne ilk ne son olacaktır. Tarihimiz böyle yanılgılarla doludur.

Sizin çok sayıda telefon ve faks aldığınızı tahmin ediyorum. Onu sevenler ve takdir edenler çoktur. Efsane subay özel kuvvetlerde iz bırakmıştır. Onunla birlikte görev yapanlar üzerinde iz bırakmıştır. Örnek olmuştur. Gerçek bir eğiticidir. Öğretip ‘Hadi yapın’ demez. ‘Beraber yapacağız’ der. Sevk ve idare eder.

Komutanımızın her zaman yanında olacağız. İyi günde, kötü günde, hapiste de, dışarıda da... O bizim gönlümüzde. İnanıyorum sağduyulu vatandaşlarımızın da gönlünde olacaktır.”

Emekli Albay Zeki Önal’ın faks-mektubu yalnızca bir örnek. Röportajın son gününde, gelen yazılı mesajların bir kısmını sizinle paylaşacağım. Parlamento Büro Şefimiz Sezai Şengün yazılı mesajların hepsini okudu ve çarpıcı bölümlerini hazır hale getirdi. İnanın mesajlarda bir sevgi seli yaşanıyor.

Ülkenin her yerinden, polis ve asker arkadaşlarından, kendisini hiç tanımayanlardan, sanatçılardan, öğrencilerine kadar toplumun geniş bir kesiminden mesaj yağdı. Efsane de olsa kahraman da olsa bir insanın bu kadar sevileceğini tahmin etmezdim. Dedim ya 22 yıllık meslek hayatımda böyle bir şey ne gördüm ne de duydum...

Mesajlar gerçeği değiştirmiyor. Türk adaleti kararını verdi. Doğu ve Güneydoğu’nun kan ve barut kokan, teröristlerin kol gezdiği dağlarına sığmayan Korkut Eken şimdi 5-10 metrekarelik cezaevi koğuşuna girecek. Eğer talebi yerinde görülürse de, öldürmek için yıllardır peşinde olduğu Abdullah Öcalan’la birlikte aynı cezaevinde olacak. Kaderin cilvesi dedikleri bu olsa gerek...
|Basında Korkut Eken|

 

 

26.01.2002, Fatih Çekirge, Star
KORKUT EKEN OLAYI

Günlerdir Saygı Öztürk’ün büyük bir gazetecilik başarısıyla önümüze koyduğu ve vicdanlarımızın üzerine ağır bir soru işareti olarak sapladığı Korkut Eken olayını izliyorum.
Aslında bu yazı dizisini hep beraber bir ‘ibret vesikası’ olarak izlemekteyiz. Yarbay Eken’in göğsündeki madalyalar, bakışlarındaki kırık dökük soru işaretleri belki de onun hayatındaki kahramanlıkların yalnızca bir bölümünü yansıtmaktadır.

Daha bir kaç yıl önce, PKK terörünün gencecik vatan evlatlarını sabaha karşı karakollarda pusuya düşürüp, kan akıttığı günleri hatırlayınca, ‘toplumsal hafızamız’a olan kızgınlığım da artıyor. Öyle ya İzmir’deki Yunan işgalini Hasan Tahsin’i, Havza’da Mustafa Kemal’e destek için halka cesaret veren İmam Sıtkı Hoca’yı, Çanakkale’yi ve daha dedelerimizin tanık olduğu nice kahramanlık destanını hafızamızın tozlu raflarına atmadık mı? Bir milletin askeri ve iktisadi işgal altından, yeniden doğrulup çıkardığı o ‘bağımsızlık ruhunu’ bugün IMF karşısında ‘para vermezlerse ne yapacağız’ korkusuyla terleyen bir ülke olarak unutmuş gözükmüyor muyuz? 125 milyar dolar dış borçla, yardımsız ayakta duramayacak bir ülke manzarası vermenin, Osmanlı’nın son dönemindeki ‘hasta adam’ benzetmesiyle örtüşüp örtüşmediğini sorgulayacak bir ‘hafıza cesareti’ gösterebiliyor muyuz?

Evet bir millet hafızası ve cesaretiyle ayakta durmalıdır. Ve işte bu yüzden tarihimizdeki binlerce soru işareti gibi Korkut Eken olayını da bir örnek olarak hayretle izlemekteyim. İşte o keskin soru:

- Korkut Eken’in suçu nedir?

Bu soruyu hukuk ve adalet çerçevesinin dışında bir ‘vicdani boşluğa’ bıraktığımda hiç bir yankı alamıyorum.

‘Bir çete reisi’ olarak suçlanan Korkut Eken, ne yapmıştır?

Silahlı soygun mu, gasp mı, birine zorla çek senet imzalatmak mı, banka soymak mı?

Saygı’nın yazı dizisini okuyunca, Korkut Eken, vicdanları karartacak hiçbir şey yapmamış gözükmektedir. En azından böyle bir karartmaya delil teşkil edecek bir belge ya da bilgi ortaya konmamaktadır. Bana göre anlattıkları, anlatamadıklarının yalnızca kırıntılarıdır. İşte bu yüzden Korkut Eken olayının mutlaka millet vicdanında çözülmesi gerekmektedir. Korkut Eken’in nasıl bir suç işlediği bu milletin önüne konulmalıdır. Suçluysa elbette cezasını çekmelidir. Bu konuda soru işareti kalmamalıdır. Eğer Yarbay Eken bir silahlı çete kurup yasaları çiğnediyse, suçsuz insanlara zarar verdiyse, bunun belgeleriyle ortaya konulması gerekmektedir...

Elbette adaletin verdiği karara herkes saygı duymak zorundadır. Ama adaletle milletin vicdanı arasında bir fark doğarsa o farkın üzerindeki soru işaretleri de mutlaka cevaplandırılmalıdır.
Kimle konuşsam hangi meslektaşına bir soru sorsam onunla ilgili hep övgü dolu sözler duyuyorum. Ve buradan açıkça söylemek gerekiyor ki, Saygı Öztürk’ün yazı dizisine belki de meslek hayatımızda çok az rastladığımız inanılmaz bir ‘millet desteği’ gelmektedir. star Gazetesi’ne gelen faks ve e-mailler klasörler halinde toplanmaktadır.

Peki bu destek nereden gelmektedir?

Edirne’deki öğretmenden İzmir’deki kuyumcuya kadar geniş bir ‘millet yelpazesi’nden destek gelmektedir. Eğer yalnızca özel tim polislerinden, askerlerinden gelen bir destek olsaydı bunu anlayışla karşılayabilirdim. Ama toplumun her kesiminden gelmektedir. İşte ‘Korkut Eken olayı’nın önemi budur. Ve işte aklımızdan vicdanlarımıza doğru sürüklenen en keskin soru da burada doğmaktadır:

Korkut Eken bir kahraman mıdır, yoksa bir suçlu mu?

Bu sorunun cevabı devlet tarafından mutlaka tescil edilmelidir.
Evet, Yarbay Eken’in bize geçmişinden gelen bir tek bilgi var. O da, ‘kahramanlığı’dır.
Ve eğer bir millet, kendi kahramanlarını övmekten korkacak bir çizgiye sürüklenmekteyse, bu o devletin geleceği açısından en tehlikeli noktadır.
|Basında Korkut Eken|
 

 

23.01.2002, Rahmi Turan, Gözcü

KAHRAMANIN SONU!

Bugün, hiç tanımadığım, fakat onu çok iyi tanıyan kişilerden detaylarıyla dinlediğim bir kahramandan bahsedeceğim.

“Efsane subay” diye bilinen bu kahramanın adı Korkut Eken... Türk Silahlı Kuvvetleri Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası sahibi...

1974 Kıbrıs Savaşı'ndan önce, Kıbrıs’a paraşütle atlayıp ilk ayak basan subaylardan biri... Savaş öncesi alt-yapı çalışmalarını yürüttüğü Kıbrıs’a ilk çıkarmayı yapan askeri birliğimizi korumak için çarpışırken vuruldu, yaralandı, ölümden döndü.

Diyarbakır'da kaçırılan THY uçağında rehin alınan yolcular için ekibiyle baskın yapıp teröristleri kıskıvrak yakaladı, yolcuları kurtardı, büyük başarı ödülü aldı.

Beyrut'ta görevli olduğu günlerde Ermeni ASALA örgütüyle mücadele etti, çeşitli tuzaklardan kurtuldu, Ermeni teröristlere büyük darbeler indirdi.

Korkut Eken yarbay rütbesiyle ordudan emekli olduktan sonra MİT’te görev aldı. Daha sonra Mehmet Ağar'ın daveti üzerine, özel harekat timlerine hocalık yaptı. Cudi dağlarında PKK’lı teröristlerle vuruştu. Vurdu, vuruldu, yaralanıp kanı aktı, ölümlerden döndü...

Bugün 57 yaşında olan Korkut Eken hayatının 35 yılını devlete hizmetle geçirdi, 3 defa ciddi şekilde yaralandı, PKK ve ASALA terör örgütlerine inat ölmedi, hayatta kaldı, Türkiye düşmanlarının korkulu rüyası olmaya devam etti.

“Üstün Hizmet ve Feragat” ile “Kıbrıs Gazilik Madalyası” sahibi bu “Efsane kahraman” Susurluk kazasından sonra “Devlet içindeki çetenin lideri” olduğu gerekçesiyle 6 yıl hapse mahkûm edildi.
Dava boyunca konuşmadı. Kimseyi suçlamadı. Kendisini savunmadı. Sadece şunu söyledi: “İstihbarat birimlerinde çalışan bazı görevliler eleman kullanır... Ben de kullandım... Ülkem için kötü hiç bir şey yapmadım.”

Korkut Eken’in hakkında anlatılanları dinledikten sonra yüreğimin derinliklerinde garip bir sızı hissettim... 35 yıl devlete hizmet edip üstün cesaret madalyaları alan, çatışmalarda defalarca vurulan, terör çetelerinin hâlâ bir numaralı hedefi olan böyle yiğit bir adamın kaderi bu olmamalıydı.

Bugün terör büyük ölçüde önlendiyse, ulus olarak bunu Korkut Eken gibi ülkesi için “Kelle koltukta savaşan kahramanlara” borçluyuz. Bunu asla unutmayalım!
|Basında Korkut Eken|

 





10.02.2002, Necdet Sevinç, Büyükkurultay

EFSANEYİ ASALIM!

Her biri ayrı bir kahramanlık destanının hâtırası ve ayrı bir vatanseverlik beratı olan şerefli göğsündeki sonsuz madalyalara son nişanı da ekleyip, Harbiye Bandosu 10. Yıl Marşı’nı çalarken emekliye sevketmeliydik onu.

İkâmeti için konak tahsis etmeli, emrine hizmetkârlar, uşaklar vermeliydik. Böylece borcumuzu öder miydik bilmiyorum ama, hiç olmazsa minnetimizi arzetmiş olurduk.

Temsil ettiği milletin onurlu başını kartallar gibi gökyüzünün yüce katmanlarında dolaştırarak, bu topraklarda ebediyen yaşamak iradesine sahip olan bir devletin yapması gereken buydu!

Çünkü Türk vatanseverliğini temsil ediyordu o.

Türk ferâgat ve cesaretiyle birlikte, Türkiye'nin bölünmez bütünlüğüne olan inancı temsil ediyordu.

Bırakın kasırgayı, borayı falan; herhalde artık meltem bile bu milleti kuru yaprak misâli önüne katıp, savurmaya başlamış olacak ki, heykeli dikilecek adamı tuttuk mahkûm ettik biz.

Sayın Korkut Eken'den bahsediyorum.

Gerçekten de Türk Ordusu'nda efsane olarak bilinen bu kahraman, Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin bütün madalya, nişan ve brovelerine lâyık görülmüş tek subayımızdır!

Hangi düşman istihbaratı, hangi hâdisenin rövanşını almak için harekete geçtiyse; Kıbrıs'ı verip kurtulmaktan, Güneydoğu'da federasyon kurmaktan, soykırımı kabullenmekten bahseden mütareke basını Sayın Eken'i birdenbire Susurluk'la ilişkilendirmeye başladı. Sonra hukukla kafayı bozmuş, aklı bir karış havada siyasî zevzekler devreye girdiler. Kendilerini Avrupa'nın siyasî komiserlerine beğendirmek için mi, yoksa siyasî çözüm diye tutturan eşkıyaya yaranmak için mi bilinmez, başladılar beyâna, beyânata.

Hani bazan köpeği hoşnut etmek için şahini vururlar ya, işte öyle bir şey...

- Efendim aslında Korkut Eken gerçekten efsaneymiş ama keşke Güneydoğu'da daha mâkûl olabilseymiş...

Siz uçakla bile üzerinden geçemezken o kelle koltukta Güneydoğu'nun bütün mağara, in ve sığınaklarında eşkıya arıyordu be!

Bu Güneydoğu meselesiyle Susurluk'un ne ilgisi var bilmem. Ama bu siyasî asalaklar daha dün, tıpkı araba dingilindeki sivrisineğin arkadaki toza bakarak böbürlenmesi gibi Efsanenin Güneydoğu'da sağladığı huzur ve sükûndan kendi hesaplarına pay çıkarıyorlardı!

Özetlersek; Korkut Eken hakkındaki karar düzeltilmez ve Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin bu cesur komutanı hapishaneye atılırsa, Türkiye artık taşeron vatanseverler aramak zorunda kalacaktır!

Ama kararda ısrar edilecekse hapishane kâfi gelmez, asmanız gerekir efsaneyi!..

Hem ne zaman biliyor musunuz?

- Nâzım'ın heykeli dikildiği gün!

Bu şeref size de yeter, ahfâdınıza da!
|Basında Korkut Eken|
 

 


18.02.2002, Hüseyin Mümtaz, Yeni Mesaj

KORKUT EKEN HEYBELİ’YE

Beceriksiz siyasi kadroların, 28 Şubat döneminden bu yana siyasi beceriksizliklerini örtmek için baş vurdukları bir ağlama duvarı olarak takdim edilmek istenilmektedir “Derin Devlet”. 57’inci Cumhuriyet Hükümeti bu kavramı kucağında bulmuş ve bir süre sonra da işine öyle geldiği için eskisinden daha sık kullanır olmuştur.

Aslında “Derin Devlet”; sadece şimdi değil, geçen yüzyılın başından beri her devirde Türk Devleti’nin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü aleyhine çalışan Ermeni,–Rum–Kürt ayrılıkçı ve bölücülere karşı Türk Milleti’nin yine her devirde içgüdüsel olarak oluşturduğu bir kendini koruma refleksidir. Milletin nefis müdafaasıdır, milletin bir anlamda vicdanıdır.

Ermeni Tehciri suçlamasıyla Kürt Mustafa Divanı tarafından idam edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey; “Nutuk”tan öğrendiğimize göre Rum çetelere karşı emrindeki askerlerle dağa çıkan makinalı Tüfek Zabiti Hamdi Bey, yine Rum çetelere karşı Kuvayi Milliye’yi örgütlemek üzere Mustafa Kemal tarafından görev verilen “Topal” Osman Ağa ve nihayet PKK’ya karşı kellesini koltuğuna alan Emekli Yarbay Korkut Eken aynı zincirin kopuk halkalarıdır.

Korkut Eken eğer bilerek ve isteyerek “Derin Devlet”in elemanı olarak takdim ediliyorsa bölücü ve ayrılıkçıların ve siyaseten beceriksiz kadroların korkusundandır çünkü, “Derin Devlet”, Türk milletinin kendisidir.

Eken Harbiye’den mezun olduğu 1965 yılından itibaren Türk Devleti’nin varlığı için, ”karada, havada ve denizde, her zaman ve her yerde” Türk sancağının namusu, ülkesinin devleti ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü korumak uğrunda yer alan her silâhlı çatışmanın içinde gözünü kırpmadan bulunmuş, TSK’nın verdiği bütün madalyaları almıştır.

Siz Ankara’da, İstanbul’da veya vatanın başka bir köşesinde rahat yataklarınızda uyur, uykunuz kaçtığında pijamanızla ayaklarınızı uzatıp televizyon seyrederken o belinde tabanca dağlardadır. Rahatlığınızı aslında ona borçlu olduğunuzu bilmezsiniz.

Mütareke basını, zihni tersten devşirilmiş enteller, işbirlikçi siyaset erbabı ile beyni kiralanmış ilim adamları el ve söz birliği ile onu yıpratmak istemektedirler. Fakat aslında yıpratılmak istenilen vatanseverliktir, vatan ve millet için gözünü budaktan sakınmamaktır.

Eken’in büyük “günahı”, vatanı parçalamaya çalışan Öcalan’ın peşine düşmesidir. Bölücü ve ayrılıkçı azınlıklar ile onların yerli işbirlikçilerinin yukarıda bahsettiğimiz 1915–2002 yılları arasında dört ayrı zaman diliminde dört ayrı örnek olayda yer alan çabaları ve düşünce örgüleri göz önünde tutulduğunda şimdi karşılaştığı durum sürpriz değildir.

Kamuoyu şaşılacak şekilde sessizdir. Öcalan için yeri göğü inleten ST֒ler, yabancı politikacılar Eken için sağırdır.

Eken bütün görevlerini TSK, MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde ve verilen emirler çerçevesinde icra etmiştir.

Yargı, yürürlükteki yasa maddelerine ve uygulamaya göre doğru kararı vermiş olabilir ama ona o emirleri veren âmirler, uygulama emirlerinin temelini teşkil eden ve siyasi irade beyanı gerektiren direktifleri veren siyasetçiler nerededir, neden susmaktadırlar?

Eken’in yaptıklarının hepsini yazmak için herhalde “konjonktür” müsait değildir. Yaptıkları aslında TBMM’ye çağrılarak gizli celsede kendisine anlattırılmalı, sonunda da ayakta alkışlarla uğurlanmalı, tutanakları açıklamak için de elli yıl filan beklenilmemelidir.

Eken mahkûm olduğu bir suç için tashih–i karar dilekçesi vermiştir. Cezası kesinleşirse infaz için ben daha önceki bir uygulamayı emsal alarak ona meselâ Heybeli Adası’nın tahsis edilmesini teklif ediyorum. Ada’da bina problemi yoktur. 30 yıldır boş ve kullanım dışı tutulan Ruhban okulu binası bu iş için son derece uygundur. Hem böylelikle bir taşla beş kuş birden vurulmuş olunacaktır. “Benzer şekilde” sağlanacak ortopedik koltuk–yatak, özel diş ve sağlık ünitesi ile her hafta basına demeç vermesini kolaylaştıracak düzenler Türkiye’de “hükümlüler” arasında ayrım yapılmadığını da dosta düşmana göstermiş olacaktır.

Ne olursa olsun biz Eken’in yakın gelecekte aklanacağına ve itibarının “resmen” iadesi için aynı zincirin halkaları olduğu Kemal Bey, Hamdi Efendi, Osman Ağa kadar zaman kaybedilmeyeceğine inanıyoruz.
|Basında Korkut Eken|
 

 


01.03.2002, Saygı Öztürk, Star
‘EFSANE YARBAY’ KORKUT EKEN, BUGÜN CEZAEVİNE GİRİYOR’

O sert görünümüne, sinirli haline bakmayın siz... Yakından tanıyınca hoş sohbet, babacan, esprili olduğuna tanık olacak, asker arkadaşlarının onunla ilgili söylediklerini duyunca, gözünüzde bu kez bir kahraman, bir efsane adam silueti ortaya çıkacak. Korkut Eken’e niçin silah arkadaşlarının ‘Efsane Yarbay’ dediğini daha iyi anlayacaksınız...

Korkut Eken, kendisiyle ilgili konuşmuyor. Onu, ondan değil, onu silah arkadaşlarından, yetiştirdiği öğrencilerden, operasyonlara katıldığı kişilerden dinleyeceksiniz. Onun, göz gözü görmeyen zifiri karanlıklarda, toz koparan fırtınalarda terörist peşinde nasıl şahinleştiğini, kartallaştığını, inanılmazları başardığını öğreneceksiniz... Kış kıyamet bir soğukta, Korkut Eken’in ve askerinin donan ayaklarını birbirlerinin karnında ısıttığının öyküsü gözlerinizin önünde canlanacak, bu insanların terörle mücadele adına neler yaptıklarının fotoğrafına bakıyor gibi olacaksınız...

‘DEDE ATTAYA GİDİYOR’

O’nun kahramanlıkları, destanları Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası ile taçlandırılmış. Onlarca takdirname, şilt, şerit rozet, plaketler. Devlete 35 yıl hizmetin anıları... Korkut Eken, şimdi ‘çetebaşı’ olarak bugün Ankara Ulucanlar Kapalı Cezaevi’ne giriyor... Bugün saat 10.00 civarında önce Turan Güneş Bulvarı üzerinde bulunan Türk Petrol akaryakıt bayiinin yanındaki alanda gazetecilere açıklama yaptıktan sonra Adliye’ye gidecek...

Korkut Eken dün arkadaşlarının ancak bir bölümüne veda edebildi. Çünkü gününün çoğunu torunu ve adaşı Korkut Eken’e ayırmıştı. Kucağına alıyor, seviyor, onun ‘dede’ diyen sesini defalarca duymak istiyordu... ‘Dede attaya gidiyor’ deyince de gözleri doluyor...

‘Attaya giden dede’ye, 57 yaşındaki ‘Efsane Yarbay’ Korkut Eken’e, ‘Susurluk olayı’nı sordum. Şunları söyledi: ‘Ben Susurluk kazasının içinde değilim. Nasıl olduğunu da bilmediğim şekilde Susurluk olayının sanığı oldum. 6 yıl yargılandım. 6 yıl hapis cezasına çarptırıldım. Cezam, silah taşıdığım için artırılarak uygulandı. Ben 35 yıldır silah taşıyorum. Bırakın tabanca taşımayı, en ağır silahları taşıdım ve kullandım. Silahı da çok güzel kullanırım.’

‘İNSAN SUÇUNU BİLMEZ Mİ?’

Korkut Eken ‘Halk nazarında korku, dehşet salmak, korku yaratmak’ suçlaması için ‘PKK’lı olarak bilinen köylerde bile bana sevgi gösterdiler. Onların sağlık ve diğer sorunlarını çözmek için elimden geleni yaptım’ diyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

SUÇSUZUM: Şimdi konuşmak da istemiyorum ama, suçsuzum diyorum. İnsan suçunu bilmez mi? Suçsuzum diyorum. Suçlu olsam, bunu Türk kamuoyunda açıklamazsam şerefsizim. Çıkar, ‘Ben şunu yaptım, Türk halkından özür diliyorum, cezamı çekmek üzere hapse giriyorum’ derim. Ama hiç öyle bir olay yok. Kesinlikle yok. Benim alnımı yere değdirecek, Türk halkının karşısında utanılacak hiçbir şeyim yok.

KİMDEN RÜŞVET ALDIM?: Ben kime korku, dehşet saldımsa, kimden rüşvet aldımsa, kimden haraç istedimse açıklanmasını istiyorum. Benim yaşantım belli. Ben 25 yıldır sinemaya gitmem, tiyatroya gitmem, gece dışarı çıkmam. Bunu herkesin bilmesi gerekiyor. Susurluk içinde de ben nasıl sanık olarak bulundum, onu da bilmiyorum, değerlendiremedim. Halen de yemin ediyorum bilmiş değilim. Bir kez daha söylüyorum: Suçsuzum. Şunu da belirtmek istiyorum, Türkiye’de bir daha aynı şeyler olsa devlet için, aynı şeyleri tekrar yaparım. Pişmanlık duyacağım hiçbir şey yapmadım. Tekrar olsa, tekrar yaparım.

SİYASİ BOYUTU: Susurluk kazasıyla ilgili gelişmelerle çok yakın ilgilendim, izledim. İki boyutunu ben kendi açımdan değerlendiriyorum. Olayın siyasi boyutu var. Terörle mücadelede, Milli Güvenlik Kurulu’nca izlenmiş, saptanmış bir strateji var. Bunlar hangi siyasi parti olursa olsun değişmez. Ufak tefek yeniliklere göre yani güncel olaylara göre değişiklikler yapılır, asıl strateji mümkün değildir değişmez. Bir siyasi parti döneminde 1993-1996 yıllarında terörün yoğun olduğu yıllarda görev yaptım. Ama ben parti adamı falan değilim. Biz devletin memuruyuz. A partisi olmasa B partisi iktidarda olsa yine aynı şeyleri yapardım. Yaptıklarımdan da pişmanlık duymuyorum.

ŞEHİTLERİN ANISINA: Cuma (bugün) cezaevine giriyorum. Nasıl bu zamana kadar terörle mücadelede şehitlerin anısına mücadele etmişsem, cezaevine de yıkılmadan gireceğim, çıkacağım. Bir tek istediğim yargının dosyamı yeniden incelemesi. Hiç kimseye kırgınlığım yok. İzinsiz, talimatsız, yasadışı hiçbir şey yapmadım. Tecrübeli 35 senelik bürokrat ihmalden doğan küçük hatalar dışında kolay kolay hata yapmaz. Ben de yapmadım. Amerika’da, İngiltere’de, Almanya’da ve yurtiçinde önemli eğitimler almış bir profesyonel olarak önemli bir hata işlemedim. Ufak-tefek hatalar yapmış olabilirim. Ama ben bu kadar cezayı alacak hiçbir hata yapmadım. İzinsiz, talimatsız ve kendi kafama göre hiçbir şey yapmadım. Aslında kendi kafama uymayan olaylar da vardı, kendim uğraşsaydım daha güzel olacaktı, daha başarılı olacaktı.

Korkut Eken, bugün cezaevine giriyor. Geç de olsa, tanımaktan büyük sevinç duyduğum ‘Efsane Yarbay’ı çok özleyeceğim...
|Basında Korkut Eken|
 

 

15.03.2002, Mustafa Ünal, Zaman

‘AŞKLA ÇALIŞANI ŞEVKLE BİTİRİYORLAR’

‘Korkut Eken olayı’ başta eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş olmak üzere bir grup emekli paşanın destek açıklamaları ve hemen ardından Bağcılar Cumhuriyet Başsavcısı’nın paşalar hakkında ‘suçu övmek’ten inceleme başlatmasıyla ilginç nitelik kazandı.

PKK terörüyle mücadelede ‘etkin devlet görevleri’ üstlenen Eken’in diğer Susurluk sanıklarından farkı; askeri kişiliği. Eken ordudan yarbayken ayrıldı. MİT ve Emniyet’teki görevleri askerlik sınırları dışında olmasına rağmen ‘terörle mücadelenin’ bir uzantısı...

‘Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak...’ suçundan mahkum olan Korkut Eken’in suç işlediği zaman dilimi askerlik dönemi sonrasına ilişkin.

Dikkat edilirse emekli paşalar Eken’in teröre karşı verdiği mücadelede yalnızca subaylık günlerine değil sonrasına da sahip çıkıyorlar. Bu noktanın önemli bir ayrıntı olduğunu düşünüyorum. Emekli paşalar neden yargı safhasında değil de dosya tam kapanmak üzereyken konuştular? Eken’in cezasını Yargıtay onadı, geriye sadece ‘karar düzeltme hakkı’ kaldı. Aynı davadan mahkum diğer sanıkların itirazları kabul edilmedi. Eken farklı düşünülebilir mi?

İlk bakışta emekli paşaların açıklamaları Eken’in ‘karar düzeltme başvurusuna’ güç katacağı şeklinde yorumlanabilir. Ancak bunun kamuoyu önünde yüksek sesle yapılması bu olasılığı zayıflatıyor. Bu tip davalarda sonuç verecek başka mekanizmaların bulunduğu herkesin malumu.

Açıklama sahibi emekli bir paşanın çevresinden edindiğim havaya göre ‘bu çıkış sadece destek ve sahip çıkma amacı’ taşıyor. Eğer yargıyı etki altına almak düşüncesi bulunsaydı açıklamalar yargılama aşamasında yapılırdı.

Bugün kamuoyuna konuşan paşalar mahkemeye gidip konuşamazlar mıydı?
Edindiğim izlenim şu: Durup dururken niye konuşsunlar ki... Korkut Eken mahkemede ‘Ben sadece verilen görevleri yerine getirdim.’ dedi. Hakim ‘Görevi kim verdi, kimlerden emir aldın?’ diye sorsaydı bugün gazete sayfalarına yansıyan açıklamaların aynısı mahkemede tekrarlanırdı.
Bir Doğan Güreş Paşa’nın veya Hasan Kundakçı Paşa’nın mahkemede söyleyecekleri, davanın kapsamını veya seyrini değiştirebilirdi. Bugünkü açıklamaların böyle bir işlevi olmayacağı ortada.

Açıklamalara bazı siyasilerin tepkisi ‘emekli paşaların sözleriyle suç ortağı oldukları ve yargılanmaları gerektiği yönünde’ oldu. Benim hem açıklamaların satır aralarından hem de çevrelerinden edindiğim izlenim emekli paşaların ‘yargılanmayı göze aldıkları’ şeklinde...
Her gün yenileri gelen bu açıklamaların dosyanın seyrini etkileyip etkilemeyeceğini birkaç gün içinde göreceğiz.

Korkut Eken’in mahkum olmasını içine sindiremeyenlerin sayısı bir grup emekli paşayla sınırlı değil. Meclis’te Eken’i cezaevinden çıkaracak arayış içinde olan dava arkadaşlarına rastlanıyor.
Dün bunlardan birisiyle karşılaştım. Bir milletvekiliyle görüşme yapıyordu. Önümüzdeki günlerde gündeme gelmesi beklenen ‘pişmanlık yasasının’ kapsamına Korkut Eken’in de alınması için destek istedi.

En son cezaevine girmeden bir hafta önce görüştüklerini söyleyen arkadaşı, ‘Yıllarca beraber çalıştık. Korkut Eken devlet görevi uğruna canını hiçe sayan birisidir. Kıbrıs çıkarmasında adaya paraşütle inen ilk grubun içindeydi, oradan da bir madalyası var.’ dedi. Eken’den şöyle bir cümle aktardı: Hayatı boyunca aşkla çalışanı şimdi şevkle bitiriyorlar...

Görünen o ki Korkut Eken dosyası tümüyle kapansa bile olayın yankıları kolay kolay bitmeyecek. Emekli paşaların açıklamalarıyla şimdiden farklı nitelik kazanan Eken olayının bundan sonra nasıl şekil alacağını kestirmek güç.
|Basında Korkut Eken|
 

 


16.03.2002, Faruk Mercan, Zaman

KORKUT EKEN: SUSURLUK KAZASI TÜRKİYE İÇİN BİR ŞANSTI

Susurluk Davası'nda 6 yıla mahkum olan emekli Yarbay Korkut Eken'in, 1997'de DGM'ye verdiği ifadede ‘Susurluk kazası Türkiye için bir şanstı.’ dediği ortaya çıktı. Eken, Yeşil’in kendisini de ölümle tehdit ettiğini belirtti.

Susurluk yargılamasının başında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi savcılarına 24 Şubat 1997 günü ifade veren Korkut Eken’in, o dönemde Türkiye’de oluşan kontrol dışı güçlerden söz ederken, “Bu durum ülke için çok tehlikeli sonuçlar doğurabilirdi. Susurluk kazası Türkiye için bir şanstı.” deyimini kullandığı ortaya çıktı. Emekli komutanların kendisiyle ilgili destekleyici açıklamaları üzerine gündemin ilk sırasına oturan emekli Yarbay Korkut Eken'in, beş yıl önce savcıların yönelttiği sorulara ilginç cevaplar verdiği anlaşıldı. Eken, Susurluk’un ünlü sivil eylemcisi Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ı anlatırken, “Kontrolden çıkıp yasadışı işlere giren Yeşil beni de ölümle tehdit etti.” diyor. Eken, 1987–88 tarihlerinde Milli İstihbarat Teşkilatı’nda görevliyken tanıdığı Abdullah Çatlı’nın yurtdışında istihbari faaliyetlerde kullanıldığını belirtiyor. İlginç olan bu dönemde Çatlı’nın resmiyette İsviçre’deki cezaevinde tutuklu gözüküyor olmasıydı. Eken, şöyle devam ediyor: “1994 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü’nde tekrar göreve başlayınca Abdullah Çatlı yanıma gelerek beni ziyaret etti ve özellikle Almanya’da ve Hollanda’da geniş çevresi olduğunu, bu çevresi ve etkinliğinden istifade ederek oradaki PKK eylemlerine karşı bir kısım faaliyetlerde bulunmayı teklif etti.”

Susurluk’ta sözü edilen sivil kişilerin uyuşturucu işi ile uğraştığını duymadığını; ancak bu kişilerin özellikle 1995 tarihinde geniş maddi imkanlara kavuştuklarını, lüks otomobiller kullanıp bol paralar harcamaya başladıklarını belirten Eken, anlatımlarını şöyle sürdürüyor: “Abdullah Çatlı ve ekibi eski tarihlerde yurtdışındaki bazı istihbari faaliyetlerde devletle çalışmış olmalarının verdiği cesaretle zaman içerisinde kendi şahsi menfaatleri doğrultusunda eylem ve faaliyetlerde bulunmuş olabilirler. Susurluk’ta meydana gelen kazada Abdullah Çatlı’nın yanında bulunan Sedat Bucak ve Hüseyin Kocadağ gibi şahısların kişilikleri, fonksiyonları nazara alındığında, Abdullah Çatlı ekibinin çok üst seviyede himaye edilir hale geldiğini göstermektedir. Bu durum ülke için ileride tehlikeli sonuçlar doğurabilirdi, bu kazanın olmasını ben ülke için bir şans olarak kabul ediyorum.”

Sami Hoştan’ı Ankara’da Sedat Bucak’ın ofisinde tanıdığını belirten Eken, kaçırılıp ortadan kaybedilen MİT görevlisi Tarık Ümit’i ise şöyle anlatıyor: “Ben Milli İstihbarat Teşkilatı’nda çalıştığım 1987 yıllarında bu teşkilatın elemanı olan Tarık Ümit’i oradan tanırım. Ben emekliye ayrıldıktan sonra dahi Tarık Ümit’le arkadaşlığımız ve irtibatımız devam etmiştir... Tarık Ümit’in kaybolması ve kaçırılması olayı ile benim hiçbir ilişkim yoktur. Bu olayın tahkikatını yapan Jandarma Astsubayı Ahmet Altıntaş’ta benim ismim bulunuyormuş. Her nedense benim ismim de MİT tarafından bu astsubaya verilmiş. Tarık Ümit’in kimler tarafından ne maksatla kaçırıldığını ve akıbetinin ne olduğunu da ben bilmiyorum.”

Eken en ilginç açıklamasını Yeşil için yapıyor ve şunları belirtiyor: “Yeşil kod adlı bu şahıs önceki tarihlerde birkaç olayda benim ismimi kullanmış. Ben de bunları duyduğumda ismimin kullanılmasına engel oldum. Bu sebeple bana muğber olmuş ve hatta beni vuracağını söylemiş... Bu Yeşil kod adlı kişi de önceki tarihlerde Güneydoğu’da PKK faaliyetlerinde gerek istihbarat alanında, gerekse operasyonlarda kullanılmış. Bundan istifade eden bu kişi daha önce kontrolden çıkmış, o tarihten bugüne kadar birçok yasadışı eylem ve faaliyetlerde bulunmuş, birçok kişiyi tehdit ederek, şantaj yaparak çok büyük paralar toplamış... Benim tahmin ettiğim kadarıyla Yeşil kod adlı bu şahsa bu eylemlerinde yardımcı olan kişi ve kuruluşlar vardır. Zira bu eylemleri tek başına yapamaz ve çok yüksek meblağlardaki paraları ona tek başına bırakmazlar.”

Ordudaki hayatından itibaren Emniyet’in Özel Harekat mensuplarını yetiştirdiğini ve bu dairenin kurucularından olduğunu belirten Eken, “Mehmet Ağar ve İbrahim Şahin’in yanı sıra eski ülkücülerden oluşan yatmış, çıkmış bir kısım insanları etrafımda toplayarak yurt içerisinde hiçbir yasaya aykırı eylem ve faaliyette bulunmadım. Keza şahsi menfaatlerim istikametinde bunları kullanmak gibi bir davranışım ve girişimim de kesinlikle söz konusu olmamıştır.” diyor
|Basında Korkut Eken|
 

 


28.08.2002, Saygı Öztürk, Star

KORKUT EKEN’İN İSTANBUL’DA YENİDEN YARGILANMASI GÜNDEMDE

Korkut Eken, cezaevine gireli 6 ay oldu. Eğer yeni bir gelişme olmazsa Eken 23 ay daha cezaevinde yatacak. Korkut Eken'in en büyük tesellisi ise yurdun dört bir yanından gelen ziyaretçileri, şehit yakınlarının, gazilerin sevgi yüklü mektupları oluyor.

Eken'in mahkum olmasında Haluk Kırcı'nın, Hakkı Yaman Namlı'nın ifadeleri önemli yer tutuyordu. Ancak bu kişilerin ve dönemin İstanbul Asayiş Şube Müdürü Sedat Demir'in yazılı başvuruları, emekli generallerin açıklamaları, bunlara dayanarak avukatı Armağan Güner'in başvurusu, Eken'i sevenlere yeni bir 'umut ışığı' oldu. Önce açıklamalara bakalım.

HAKKI YAMAN NAMLI: Eken ile ilgili mahkeme kararında, 'Korkut Eken'in, Abdullah Çatlı ve arkadaşlarını, UZİ ve MP-5 gibi silahlarla donatarak Hakkı Yaman Namlı'nın bürosuna gönderip, bildiklerini saklaması konusunda tehdit ettikleri ve Namlı'da bulunan plakaları aldırttığı' belirtiliyor. Namlı, 15 Nisan 2002 tarihinde, Eken'in avukatına 'ilgili makamlara sunulmak üzere beyanımdır' başlıklı dilekçesinde 'olayın doğrusu şöyledir' diyor ve şunları belirtiyor:
'1995 yılı Mayıs-Haziran aylarında Abdullah Çatlı'nın büroma gelişi, bende bulunan yabancı plakalı araca Tarık Ümit tarafından güvenlik nedeniyle taktırılan 34 AEN 26 numaralı plakanın alınması için değildir. Çatlı, bu plakanın iadesi ile ilgili bir talepte bulunmamıştır. Bana işle ilgili sohbetten sonra Tarık Ümit'in kaybolmasıyla ilgili olarak üzülmememi ve onu kaçıranların bulunacağı şeklinde sözler söyledi. Ayrıca kendisini Eken'in gönderdiği hususu da söz konusu değildir. Ben, Eken'i sadece bir kere Tarık Ümit'in yanında gördüm ve ismini de orada öğrenerek tanıdım. Daha sonra da sadece bir kez telefonla görüştüm. Bu görüşmemizde, bende bulunan 34 AEN 26 numaralı plakayı göndermemi istedi. Benimle, 'Devlete ait plaka sende ne arıyor? Sen devlet görevlisi misin?' anlamında azarlar gibi konuştu. Ben de bu plakanın ne sebeple bende bulunduğunu izah ettim. Ben bu azarlama ve yüksek ses tonunu tehdit olarak yorumlamıştım.'

SEDAT DEMİR: Mahkeme kararında, dönemin İstanbul Asayiş Şube Müdürü Sedat Demir'in, Eken'den gelen bir emirle gözaltına alınan Haluk Kırcı'nın Emniyet'ten kaçışına zemin hazırlandığı yolundaki iddiaları şöyle cevaplandırıyor: 'Ramazan ayı idi. Kırcı, arandığı dönemde İstanbul'da yakalanmış, savcılığın 'evrakları tekemmül ettirilinceye kadar Asayiş Şube'de muhafaza edilsin' talimatı üzerine, İnfaz Bürosu'nda bekletilmiştir. İnfaz Bürosu, Asayiş Şubesi'sinin giriş katında bulunuyor. O tarihlerde şubede tadilat yapılıyordu. Kırcı, görevli memurların bir anlık dalgınlığı sonucu kaçmıştır. Yapılan idari soruşturmada, iftar vaktinde abdest almak bahanesiyle, lavobaya gittiği sırada kaçtığının anlaşıldığını hatırlıyorum. Kırcı, Asayiş Şube Müdürlüğü'nden kaçışına zemin hazırlanarak kaçırılmamıştır. Kırcı'nın gözaltında bulunduğu sırada Eken tarafından aranmadım. Eken, benim amirim değildir. Bu nedenle beni araması söz konusu olamaz.

HALUK KIRCI: Gözaltına alındığı zaman, Eken'in telefonu üzerine kaçmasına zemin hazırlandığı öne sürülen Kırcı ise bu konuda avukatı aracılığıyla gönderdiği mektupta şunları yazıyor: 'Benim Emniyet'ten kaçmam için sayın Korkut Eken'in zemin hazırladığı belirtilmiştir. Bu, asla doğru bir tespit değildir. 6 gün kaldığım Emniyet Müdürlüğü'nden bir fırsat bularak kaçtım. Beni kimse kaçırmadığı gibi hiç kimse de yardım etmedi. Bu mahkeme kararıyla sabittir. Kaçtığım sırada görevli olan polis memurları da beraat etmiştir. Eğer fırsat verilirse bu konuda daha geniş açıklamalar yapabilir, olayın geçtiği yerde bir tatbikata katılır ve iddiamı ispat ederim.'

Dosyanın seyri

Yeni bilgi ve belgeler ışığında Avukat Armağan Güner, Korkut Eken'in yeniden yargılanması için 7 Haziran 2002 tarihinde İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'ne dilekçe verdi. Bu dilekçeden sonra şu gelişmeler oldu:

İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi, herhangi bir karar alınmaksızın, Mahkeme Başkanı Adil Güreşçi imzasıyla talebin kabul edilip edilmemesi konusunda karar vermek, kabul edilmesi halinde, iadeyi muhakeme işlemlerini yapmak ve esasa ilişkin karar vermek üzere dosyanın İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesi istemiyle dilekçeyi 16 Haziran 2002 tarihinde İstanbul 6 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne gönderdi.

İstanbul 6 No.lu DGM, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin, herhangi bir karar verilmeksizin dilekçeyi 6 No.lu DGM'ye göndermesini usule aykırı buldu. DGM, 17 Haziran 2002 tarihinde 'herhangi bir karar verilmesine yer olmadığı' kararı ile dilekçeyi ve dava dosyalarını İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdi.

İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Ağustos 2002 tarihinde, 'suçun İstanbul'da işlenmediği, teşekkül merkezinin Ankara'da olduğu, Ankara'dan yönetilip, yönlendirildiği' gerekçesiyle 'yetkisizlik' kararı verdi.

Mahkemenin bu kararına, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz etti.

Nöbetçi 1. Ağır Ceza Mahkemesi, itirazın kabulüne ve 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin yetkisizlik kararının kaldırılmasına karar verdi.

37 klasörden oluşan dava dosyasının incelenmesine başlandı. Ancak, 7. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Adil Güreşçi, milletvekili aday adayı olmak üzere görevinden ayrıldı.

İadeyi Muakeme istemeninin kabul edilip edilmemesi konusunda karar verebilmek için dosyalar 7. Ağır Ceza Mahkemesi üyeleri tarafından inceleniyor.

Eylül ayında mahkeme başkanlığına yeni bir atama yapılacak. İncelemelerin tamamlanmasından sonra Korkut Eken ile ilgili yargılamanın yeniden yapılıp yapılmayacağına karar verilecek.
|Basında Korkut Eken|





03.09.2002, Saygı Öztürk, Star

“EFSANE YARBAY” KORKUT EKEN’E, 186 GÜN SONRA GELEN UMUT IŞIĞI

PKK terörünün en azgın olduğu, karanlık çökünce insanların sokağa çıkamadığı, şehit cenazelerinin geldiği günler, ‘Kahrolsun PKK, Kahrolsun Apo’ diye bağırılan günler, vatanın bir parçası için ‘ver kurtul azizim’ denildiği günlerle birlikte Korkut Eken’ler de unutuldu.
Rahmetle andığımız şehitler, bacağını, kolunu, gözünü Güneydoğu’nun o kutsal topraklarında bırakanlar da unutuldu. Mayınlı arazilerden uçarak giden, Cudi, Gabar, Herakol Dağları’nın zirvelerindeki o kayaların dibinde arkadaşı şehit olan Mehmetçiklerin, kahramanlık destanları yazanlardan bazıları utanır oldu.

Eken, görev dönemindeki kahramanlıkları nedeniyle ‘Efsane Yarbay’ olarak biliniyordu. PKK ile mücadelede en ön saflarda yer alan kahraman askerlerimiz arasında onun da ayrı bir yeri vardı. Düşük rütbeli bir komutanı, Genelkurmay Başkanı’nın, yaptığı hizmetlerden dolayı ismen bilmesi son derece önemli. İşte, Eken de öyle ‘tanınan’, komutanlarının ‘yaptıklarına kefil oldukları’ isimlerden birisi.

Çoğu meslektaşım gibi ben de Eken ile röportaj yapabilmek için yıllarca uğraştım. Onunla Türk basınında tek röportajı ben yaptım. Susurluk olayının belgelerle, Eken’in de anlatımıyla ortaya koyan ‘Devletin Derinliklerinde’ adlı kitabım en çok satan kitaplar arasında yer almaya devam ediyor. Eken’i yakından tanıdım. Belki o yüzden olacak, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Eken’in yeniden yargılanması için yaptığı başvuruyu ‘Kabule şayan’ olarak bulmasına yürekten sevinenler arasındayım.

Eken kimi öldürmüş, kimi yaralamış, kimden rüşvet almış, çek-senet tahsilatı yapmış? Şikayetçi olan var mı? Eken’in mahkumiyetinde ifadeleri etkili olanların avukata verdikleri yazıları, geçen Çarşamba bu köşede aktarmıştım. Onları yineliyorum:

HAKKI YAMAN NAMLI: Eken ile ilgili mahkeme kararında, ‘ Eken’in, Abdullah Çatlı ve arkadaşlarını, UZİ ve MP-5 gibi silahlarla donatarak Hakkı Yaman Namlı’nın bürosuna gönderip, bildiklerini saklaması konusunda tehdit ettikleri ve Namlı’da bulunan plakaları aldırttığı’ belirtiliyor. Namlı, 15 Nisan 2002 tarihinde, Eken’in avukatına ‘ilgili makamlara sunulmak üzere beyanımdır’ başlıklı dilekçesinde ‘olayın doğrusu şöyledir’ diyor ve şunları belirtiyor:
‘1995 yılı Mayıs-Haziran aylarında Çatlı’nın büroma gelişi, bende bulunan yabancı plakalı araca Tarık Ümit tarafından güvenlik nedeniyle taktırılan 34 AEN 26 numaralı plakanın alınması için değildir. Çatlı, bu plakanın iadesi ile ilgili bir talepte bulunmamıştır. Bana işle ilgili sohbetten sonra Tarık Ümit’in kaybolmasıyla ilgili olarak üzülmememi ve onu kaçıranların bulunacağı şeklinde sözler söyledi. Ayrıca kendisini Eken’in gönderdiği hususu da söz konusu değildir.
Ben, Eken’i sadece bir kere Tarık Ümit’in yanında gördüm ve ismini de orada öğrenerek tanıdım. Daha sonra da sadece bir kez telefonla görüştüm. Bu görüşmemizde, bende bulunan 34 AEN 26 numaralı plakayı göndermemi istedi. Bana, ‘Devlete ait plaka sende ne arıyor? Sen devlet görevlisi misin?’ anlamında azarlar gibi konuştu. Ben de bu plakanın ne sebeple bende bulunduğunu izah ettim. Ben, bu azarlama ve yüksek ses tonunu tehdit olarak yorumlamıştım.’

SEDAT DEMİR: Mahkeme kararında, dönemin İstanbul Asayiş Şube Müdürü Sedat Demir’in, Eken’den gelen bir emirle gözaltına alınan Haluk Kırcı’nın Emniyet’ten kaçışına zemin hazırlandığı yolundaki iddiaları şöyle cevaplandırıyor:
‘Ramazan ayı idi. Kırcı, arandığı dönemde İstanbul’da yakalanmış, savcılığın ‘evrakları tekemmül ettirilinceye kadar Asayiş Şube’de muhafaza edilsin’ talimatı üzerine İnfaz Bürosu’nda bekletilmiştir. İnfaz Bürosu, Asayiş Şubesi’nin giriş katında bulunuyor. O tarihlerde şubede tadilat yapılıyordu. Kırcı, görevli memurların bir anlık dalgınlığı sonucu kaçmıştır. Yapılan idari soruşturmada, iftar vaktinde abdest almak bahanesiyle, lavobaya gittiği sırada kaçtığının anlaşıldığını hatırlıyorum. Kırcı, Asayiş Şube Müdürlüğü’nden kaçışına zemin hazırlanarak kaçırılmamıştır. Kırcı’nın gözaltında bulunduğu sırada Eken tarafından aranmadım. Eken, benim amirim değildir. Bu nedenle beni araması söz konusu olamaz.

HALUK KIRCI: Gözaltına alındığı zaman Eken’in telefonu üzerine kaçmasına zemin hazırlandığı öne sürülen Kırcı ise bu konuda avukatı aracılığıyla gönderdiği mektupta şunları yazıyor:
‘Benim Emniyet’ten kaçmam için sayın Eken’in zemin hazırladığı belirtilmiştir. Bu, asla doğru bir tespit değildir. 6 gün kaldığım Emniyet Müdürlüğü’nden bir fırsat bularak kaçtım. Beni kimse kaçırmadığı gibi hiç kimse de yardım etmedi. Bu mahkeme kararıyla sabittir. Kaçtığım sırada görevli olan polis memurları da beraat etmiştir. Eğer fırsat verilirse bu konuda daha geniş açıklamalar yapabilir, olayın geçtiği yerde bir tatbikata katılır ve iddiamı ispat ederim.’

Eken’in avukatı Armağan Güner’in çabalarını ve başvurusunun seyrini de geçen Çarşamba günü, bu köşede duyurmuş, Eken’in İstanbul’da yargılanmasının gündemde olduğunu vurgulamıştım. İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi, kendilerine sunulan delilleri ‘Kabule şayan’ buldu. ‘Naip hakim’ olarak Fatma Nilgün Uçar’ı seçti. Hakim Uçar, delilleri toplayacak ve bunları heyete sunacak. Heyet esasa ilişkin ‘beraatine’ ya da yeniden ‘mahkumiyetine’ diye kararını verecek.

Eken için dua eden, türbelere giden sessiz çoğunluk, umudunu 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin vereceği karara bağlamış durumda...
|Basında Korkut Eken|
 

 


06.10.2002, Saygı Öztürk, Star

‘EFSANE YARBAY’ KORKUT EKEN CUMA GÜNÜ CEZAEVİNDEN ÇIKABİLİR

Emekli Yarbay Korkut Eken, uzun süredir sağlığındaki ciddi bozukluklara rağmen ameliyat olmamak için direniyordu. Yakınlarının ikna çabalarına karşın, bazıları gibi 'Korkut Eken de kendisine verilen hapis cezasını hastanede yatarak çekti, dedirtmem' diye karşı çıktı.

Rahatsızlığı iyice arttı. Doktorlar, 'Mutlaka göz ameliyatı olman gerekiyor' dediler. Korkut Eken, ameliyattan hemen sonra cezaevindeki odasına götürülmesi koşuluyla ameliyatı kabul etti.
Korkut Eken, dün Ayaş Devlet Hastanesi'nde ameliyat oldu. Narkozun etkisi geçtikten hemen sonra da cezaevindeki odasına götürüldü. Eken, acılarının şimdi cezaevi odasında dinmesini bekliyor. Paraşüt atlayışları nedeniyle boynunda meydana gelen ve taş duvarlar arasında ortaya çıkan ağrılarını dindirmek için onu sevenlerin yaptığı bitki ilaçlarını kullanıyor. Tosyalı Mahmut Kuz da, hem Eken için ilaç hazırlıyor, hem de dualarını eksik etmiyor.

Gün yaklaşıyor

İstanbul DGM'de 6 yıl hapis cezasına çarptırılan ve cezaevinde 2 yıl 5 ay yatacak olan Korkut Eken'in, hüküm giymesinde Hakkı Yaman Namlı ile Bahçelievler katliamı hükümlüsü Haluk Kırcı'nın ifadeleri önemli yer tutmuştu. Korkut Eken gerçeğini STAR'ın kamuoyuna taşımasından sonra, emekli generaller, üst düzey eski emniyet mensupları açıklamalar yapmış, Eken'in çok iyi bir asker, sivil yaşamında da çok önemli görevler üstlenen kişi olduğunu belirtmişlerdi. PKK ile mücadelede yaptığı hizmetlerin hiçbir dönem unutulmayacağını belirtmişlerdi.

Olağanüstü Hal Bölge eski Valisi Ünal Erkan, İçişleri ve Adalet bakanlıkları görevlerinde de bulunan Emniyet eski Genel Müdürü Mehmet Ağar, Özel Harp Dairesi eski komutanlarından Cumhur Evcil, Eken'in eski komutanlarından Atilla Kurtaran, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi naip hakimi Nilgün Uçar'a ifade verdiler.

Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral Doğan Güreş, Korkut Eken'in çok önemli görevleri yerine getirdiğini Kanal 6 Televizyonu'nda Ömer Faruk Günel'le birlikte sunduğumuz 'Sisler Bulvarı' programında ayrıntılı olarak anlatmıştı. Güreş, 'Genelkurmay Başkanı'nın, alt rütbedeki bir komutanı hizmetlerinden dolayı ismen tanıması çok önemli. Korkut Eken'i ben de yaptığı hizmetlerden dolayı tanıyorum' demişti.

11 Ekim Cuma

Korkut Eken'in yargılamasının yeniden yapılmasına ilişkin, avukatı Armağan Güner tarafından yapılan başvuru, belli aşamalardan geçtikten sonra kabul edilmişti.

İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi yargılanmasının yenilenmesi talebi ile ilgili kanıtları toplamak ve inceleme yapmak için mahkeme kurulu üyesi Fatma Nilgün Uçar'ı 'naip hakim' tayin etmişti.
Naip Hakim Fatma Nilgün Uçar, topladığı delilleri 11 Ekim Cuma günü mahkeme heyetine sunacak. 7. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Adil Güreşçi, Yeni Türkiye Partisi'nden milletvekili adayı olmak için görevinden istifa etmişti. Mahkeme başkanlığına henüz yeni bir atama da yapılmadı. Diğer mahkemelerden geçici görevle mahkemeye başkan geliyor. Cuma günü yapılacak toplantı, Korkut Eken için çok önemli.

Mahkeme, toplanan delilleri değerlendirecek. Korkut Eken'i geçmişte yurtdışına kaçırmak için planlar yapılmıştı. Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov'un danışmanlık görevi vermeyi kararlaştırıldığı da kendisine bir işadamı aracılığıyla ulaştırılmıştı. Özbekistan'da kendisine önemli olanaklar da sağlanacaktı. Korkut Eken, 'Ben suçlu değilim. İdam edileceğimi bilsem bile ülkemden ayrılmam' demişti. Korkut Eken'i kaçırma planlarını 'Devletin Derinliklerinde...' kitabımda ayrıntılı olarak belirtmiştim.

Mahkeme heyeti Cuma günü, delilleri değerlendirirken, bir yandan da delillerin toplanmasına devam edecek. Ayaş Cezaevi'nin 'efsane mahkumu'nun infazının durdurulmasına yani tutuksuz olarak yargılanmasına karar verilebilecek. Ancak, mahkeme, diğer delillerin de toplanması için infazın devamı yönünde de karar verebilir. Bu yüce mahkemenin yetkisinde.

Korkut Eken'in sağlık durumunun iyi olmaması, hakkındaki cezanın kesinleşmesinden sonra kendiliğinden gidip teslim olmasını kuşkusuz mahkeme heyeti değerlendirecektir.

Ziyaretçi akını

Korkut Eken'i, şehit yakınları, gaziler, silah arkadaşları hiç yalnız bırakmadı. Anadolu'nun değişik yörelerinden Korkut Eken'le görüşmek için gelenler var. Ayaş Belediye Başkanı Rifat Mavioğlu, 'Korkut Eken'in Ayaş Cezaevi'ne gelmesinden sonra ilçemizde iç turizm inanılmaz ölçüde arttı' diyor.

Korkut Eken'in yakın dostları, Ayaşspor'a inanılmaz destek veriyorlar. Kulüp Başkanı Mehmet Kirazdibi, Eken'in dostlarının yaptığı yardımları hiç unutmuyor. Kuşkusuz, dostları da Korkut Eken adına turnuva düzenlemesini unutmuyor.

Korkut Eken'in sağlık durumu, ameliyatlar, cezasının kesinleşmesinden sonra kendiliğinden gidip cezaevine teslim olmasını, yüce mahkeme kuşkusuz ayrıntılı olarak değerlendirecektir. Korkut Eken için geriye sayım başladı. Eken'in bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını yürekten dileyenlerdenim... İnfaz durdurulmazsa da canın sağ olsun 'Efsane Yarbay...'
|Basında Korkut Eken|




11.12.2002, Saygı Öztürk, Star

KORKUT EKEN İÇİN KARAR HAFTASINA GİRİLİRKEN KİM NE SÖYLEDİ?

Ayaş Kapalı Cezaevi'nde 'Efsane Yarbay' Korkut Eken yatıyor. Ramazan'da onu sevenler, onun adına 100 yoksul aileye yardımda bulundu. O, arkadaşlarından yattığı cezaevinin bahçesine Atatürk büstü yapılmasını rica etti. Hilal şeklindeki kaidenin üzerine Atatürk, çiçeklerin ortasına yıldız yerleştirildi.

İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi, toplanan deliller ışığında Korkut Eken'in dosyasını bugünden itibaren incelemeye alacak. Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer'in, Marmara Üniversitesi Hakuk Fakültesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, Doç. Dr. Ahmet Gökçen, Öğretim Elemanı Dr. Caner Yenidünya'nın görüşleri mahkemeye ulaştı. Eken'in mahkumiyetinde önemli rolü bulunan Haluk Kırcı'nın ve Hakkı Yaman Namlı'nın verdiği ifadeler ise o günkü söylediklerinin tam tersine. Emekli generaller, OHAL, Emniyet eski Genel Müdürü, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı, eski MİT'çinin naip hakime verdiği ifadelerde çarpıcı bilgiler var.
Eken hakkında verilen yeminli ifadeleri, mahkeme değerlendirecek ve kuşkusuz en doğru kararı da verecektir. İşte Eken için naip hakime verilen ifadelerden bölümler:

EMEKLİ GENERAL ATİLLA KURTARAN: Eken'i 1978 yılından beri tanıyorum. Özel Kuvvetler Komutanı olarak kendisinin komutanlığını yaptım. Titiz, fedakar ve çalışkan bir subaydır. Emekliye ayrıldıktan sonra Emniyet Genel Müdürlüğü'nde danışmanlık yaptığı dönemde kimlerle ilişkisi olduğunu bilmiyorum. Ancak bana bazı sıkıntılarını anlattı ve polislerin disiplinsizliğinden şikayet ederek konulara ve kişilere müdahale edemediğinden bahsetti. Eken resmi görevi dışında Abdullah Çatlı ve Haluk Kırcı ile ilişki kurarak suç işleyecek bir kimse değil. Kendisini ve ailesini yakınen tanıyan bir kimse olarak böyle bir şey olacağına inanmıyorum. Operasyonlarda Emniyet Kuvvetleri ile Silahlı Kuvvetler arasında koordinasyon sağlıyordu. Başarılarından ötürü Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş'in takdirlerine mazhar oldu. Eşi ve üç çocuğu ile mütevazı bir yaşam sürüyordu.

EMEKLİ GENERAL CUMHUR EVCİL: Eken'i 1966 yılından beri tanıyorum. Özel Harp Daire Başkanı olduğu sırada da emrimde çalışıyordu. Eken, Özel Harekat konusunda, dünyada yetişmiş sayılı kimselerden, Türkiye'nin en önde gelen isimlerinden birisidir.Ülkenin bölünmez bütünlüğünü ve Cumhuriyeti korumak için bir çok operasyona katıldı. Kahramanca, fedakarca büyük özveri ile hizmet etti. Askerlikten ayrıldıktan sonra MİT bünyesinde çalıştı. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün kendisini göreve davet ettiği sırada, Eken bana da danıştı. Ona böyle bir görevin vatan borcu olduğunu söyledim ve Eken'i görevi kabul etmesi için teşvik ettim. Danışman olmasına rağmen operasyonlara katıldı. Emniyet kuvvetleri ile TSK birlikleri arasında koordineyi sağladı. Eken'in yasadışı hiç bir faaliyete girmediği konusunda tam bir inanca sahibim. Mütevazı bir yaşamı vardı. Çocuklarını çok zor şartlarda okuttu. Evinde dikkat çeken pahalı bir eşya bulunmamaktadır.

OHAL ESKİ VALİSİ ÜNAL ERKAN: Eken'i terörle mücadele döneminde ismen biliyordum. Başarılı, azimli, sözünden şaşmayan bir kişi olduğunu işitiyordum. 1992 yılından sonra OHAL Bölge Valisi olduğum dönemde, Emniyet Genel Müdürü ile bölgeye gelişlerinde kendisini şahsen tanıdım. Tanıdığım kadarıyla mükemmel bir insandı.

ESKİ MİT'Çİ YAVUZ ATAÇ: Eken'i 1970'li yıllardan beri tanıyorum. Özel Harp Dairesi'nde ve MİT bünyesinde birlikte çalıştık. MİT'de görev yaptığı sırada, Eken'in Emniyet Genel Müdürlüğü'nde eğitmen olarak görev yapıyordu. Mehmet Eymür, MİT'in görevi olmamasına rağmen, emniyetin faaliyetlerini izlemek konusunda özel bir çaba içindeydi. Tarık Ümit'in kaybolması olayında, Mehmet Eymür, bu olayı emniyet teşkilatı ile ilişkilendirmeye ve bu nedenle Korkut Eken üzerinden emniyete yönlendirmeye çalıştı. Mehmet Ağar'a olan husumeti nedeniyle, Mehmet Ağar'ı suçlamak, zayıf düşürmek veya başarısını engellemek için Korkut Eken vasıtasıyla Mehmet Ağar'ı yıpratmaya çalıştı. Böylece bu olayla hiçbir ilgisi, irtibatı ve ilişkisi olmayan Eken mağdur edildi. Eken'in, Abdullah Çatlı'ya silah vermesi mümkün değil. Kaldı ki Eken, Emniyet Genel Müdürlüğü'nde görevli iken bunu yapması olanaksızdır. Bu bir yakıştırmadır. Hakkı Yaman Namlı olayında da, Eken olaya yakıştırıldı. Zira Eken'in, Namlı'yı korkutmasına gerek yoktu. Eken, Emniyet'teki görevinden kendisi ayrıldı.

KIRCI'NIN AVUKATI FATİH VOLKAN: Haluk Kırcı yakalandığında hukuki yardımda bulunmak üzere müdafii olarak Asayiş Şube Müdürlüğü'ne gittim. Bu sırada Kırcı İnfaz Bürosunda nezaretteydi. Cumhuriyet Başsavcılığına sevk edildiği, ancak infaz evraklarının eksikliği nedeniyle geri gönderildiğini öğrendim. Yetkililerin izni ile kendisiyle görüştüm. Ayrıldıktan sonra Asayiş Şubesi yetkilileri tarafından telefonla arandım. Kırcı'nın kaçtığını söyleyip, yakalanması konusunda yardım istediler. Görevli ağlayarak benden yardım istedi. Kırcı'nın nasıl kaçtığını anlattılar. Ancak hiçbir şekilde Eken'in ismi geçmedi. Kırcı'yı ziyaret esnasında Asayiş Şube Müdürü'nün odasına gitmedim. Eken'le telefon görüşmesi yapıldığı konusunda bilgim yok. Kırcı ile görüşürken kendisine farklı uygulama yapıldığı konusunda hiç bir izlenim edinmedim. Kırcı'nın kaçışından sonra görevliler panik içindeydi.
|Basında Korkut Eken|

 

 

12.12.2002, Saygı Öztürk, Star

KORKUT EKEN İÇİN KARAR HAFTASINA GİRİLİRKEN KİM NE SÖYLEDİ - 2 ?

İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi, Korkut Eken'in durumunu görüşürken, alınan ifadeler ve toplanan yeni deliller büyük önem taşıyor. Eken için verilen ifadelerin bir bölümünü dün yayımlamıştık. Bugün devam ediyoruz.

İşte Korkut Eken için verilen ifadelerden bölümler:

MEHMET AĞAR: 1993 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü'ne atandığımda istihbaratı toparlamak, Özel Harekat Timleri'ni geliştirmek ve büyütmek için yeni organizasyonlara ihtiyaç duyduk. PKK ile mücadele için öncelikle bu tür organizasyonların yapılması gerekiyordu. O tarihlerde Türkiye'nin tek gündemi terörle mücade idi. Bu nedenle Korkut Eken'i çağırarak görev teklif ettim ve bunu kabul etmesi için ısrar ettim. Genelkurmay Başkanlığı'nca tahsis edilen kampta, Korkut Eken'in eğitmenliğinde ve denetiminde özel timleri eğittik.

OHAL Bölgesi'ne yaptığım ziyaretlerde, Korkut Eken yanımdaydı. Bölgede daha önce görev yapmış olması nedeniyle, bölge halkına güven telkin etmiş olduğunu ve kendisine yoğun istihbarat geldiğini müşahade ettim. Kendisinden bu yönüyle de yararlandık.

Korkut Eken'in, gerçekleştirilen müşterek operasyonlarda, her iki tarafla iyi ilişkileri nedeniyle fevkalade faydalı koordinesi oldu. Ben Emniyet Genel Müdürlüğü'nden ayrılıp milletvekili olduğum dönemde, 1996 yılının Şubat veya Mart ayında Korkut Eken bana geldi ve görevden ayrılmak istediğini söyledi. Sebep olarak; bu tür faaliyetlerde, mücadele eden birliklerde disiplin zayiatı olduğunu ve bundan rahatsızlık duyduğunu belirtti.

Korkut Eken'i, özel hayatında da yakinen tanıdım. Şahsi çıkar gözetmeyen, kural ve kaidelere azami riayet eden, dayanıklı ve eğitmenlik vasfı olan örnek bir kimse. Devletin verdiği görev dışında hiçbir faaliyeti olacağına inanmıyorum.

Korkut Eken'in Abdullah Çatlı'ya yurtdışında görev verme yetkisi yoktu. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün böyle bir kadro görevi ve yurtdışında operasyon yetkisi bulunmamaktadır.
Mazbut bir yaşamı vardı. Silahlı Kuvvetler'den emekli olan 2-3 kişi ve görevde bulunan arkadaşları, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün üst düzey bazı yetkilileri dışında kimseyle görüşmezdi. Bar, pavyon, gece kulübü gibi yerlere gittiğine hiç şahit olmadım. Mütevazi bir yaşam sürüyordu.

EMNİYET GENEL MÜDÜR YARDIMCISI EMİN ASLAN: Korkut Eken, Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yaparken, ben de İstihbarat Daire Başkanı'ydım. Korkut Eken'in çok başarılı çalışmalarını biliyorum. İbrahim Şahin de, Eken'in talebesiydi. İbrahim, daire başkanı olduktan sonra Korkut Eken, Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde, eğitimden sorumlu olarak göreve başladı. 4-5 ay kadar sonra aralarında huzursuzluk oldu. Akabinde Korkut Eken, buradan ayrılarak danışmanlık yapmaya başladı. Mehmet Ağar'ın siyasete atılmasından sonra Korkut Eken de ayrıldı. Görevi dışında yasa dışı hiçbir faaliyetinin olmadığını biliyorum.
Abdullah Çatlı, Haluk Kırcı, Hakkı Yaman Namlı ve Tarık Ümit gibi kimseleri, MİT'teki görevi nedeniyle tanımıştır. Ancak bu kişilerle görevi dışında başka bir irtibatı olduğunu duymadım, görmedim.

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI DOĞAN GÜREŞ: Korkut Eken, Özel Harekat Timleri'ni eğitti. Polis ve askerlerin ortak operasyonlarında koordineyi sağladı.

1993-1994 yıllarında Korkut Eken, Özel Harekat Timleri'nin başında ve koordinasyonunda görevliydi. O sırada Genelkurmay Başkanı'ydım. Bu süre zarfında gerçekleştirilen operasyonlar, bana rapor ediliyordu. Bu raporlardan Korkut Eken'in emir- komuta- disiplininden hiç ayrılmadığını biliyorum.

OHAL Bölge Valisi'nden aldığı bilgiler çerçevesinde de, görevini layıkıyla yerine getirdiğini biliyorum. Korkut Eken'in tüm çalışmaları, yakın takibim altında geçti. OHAL Bölgesi'ni 124 kez denetledim. Bu süre zarfında, her gidişimde aynı bilgileri aldım.

Korkut Eken'le ilgili iddiaların ortaya atılmasından sonra, 'acaba yanlış bir insana mı güvendik ve sahip çıktık' diye kuşkuya düştüm. Korkut Eken'in mesai arkadaşları, yakın komutanları ve mülki amirlerden bilgi aldım. Ancak aksi yönde hiçbir tespitim olmadı.

ASAYİŞ ŞUBE MÜDÜRÜ SEDAT DEMİR: Haluk Kırcı'nın yakalandığı sırada, Asayiş Şube Müdürü'ydüm. Kırcı, Emniyet'ten iftar saatinde abdest almak için lavaboya gittiği sırada, bir anlık dalgınlık sonucu kaçtı. Bu konuda dava açıldı ve memurlarla birlikte beraat ettim.

Korkut Eken, hiçbir şekilde Haluk Kırcı'nın bırakılması için bana telefon etmiş değil. Haluk Kırcı'nın kaçması olayında, Korkut Eken'in ismi hiçbir şekilde geçmedi.

HAKKI YAMAN NAMLI: 1987 yılından beri Tarık Ümit'i tanırım. Kullanması için otomobilimi vermiştim. Bana iade ettiğinde, üzerine taktığı 34 AEN 26 sayılı plaka bulunuyordu. Tarık Ümit kaybolduktan sonra, plakayı iade etmek için kızı Hande Birinci ile görüştüm. Ancak kendisinin almayacağını; bunu yetkili makama vermemi söyledi.

Telefonda Korkut Eken bana, 'devletin plakaları sende ne arıyor, sen devlet görevlisi misin?' diye sitem etti. Tehdit söz konusu olmadı. Tehdit için sebep de bulunmuyordu. Daha sonra evine gelen kişiye, plakaları ve belge fotokopisini teslim ettim.

Abdullah Çatlı ve arkadaşları ofisime geldiğinde, Korkut Eken'in adı hiç geçmedi. Savcılık ve mahkemede de aynı şekilde ifade verdim. DGM, beyanlarımı yanlış değerlendirmiş. Çatlı ve arkadaşlarının ofisime gelişini Korkut Eken'le ilişkilendirildiğini ilk kez medyadan öğrenmiştim.

Bakalım yüce mahkemenin kararı ne olacak? Bekleyelim, görelim...
|Basında Korkut Eken|

 



01.03.2003, Saygı Öztürk, Star

CEZAEVİNE GİRİŞİNİN BİRİNCİ YILINDA KORKUT EKEN’DEN MEKTUP VAR

Bazıları için daha 'dün' gibi ama gelin siz onu 'Efsane Yarbay' Korkut Eken ve onu sevenlere sorun. Eken, cezaevine gireli bugün tam bir yıl oldu. Son anda bir sürpriz yaşanmazsa 16 ay daha cezaevinde yatacak.

Korkut Eken, Ankara Ayaş Cezaevi'nde yatıyor. Abdullah Öcalan'a koca bir ada tahsis edilirken, Eken'in bulunduğu 18 kişilik cezaevi şimdi sevke açılmış. Bu durumun Korkut Eken'in can güvenliğini ciddi bir biçimde tehlikeye sokacağını bazı yetkililer söylüyor. Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun'un, Eken'in can güvenliğini düşüneceklerini umuyorum.

Eken, bazı yetkililere bir mektup gönderdi. Eken, mektubunda içinde bulunduğu duruma isyan ediyor. Eken mektubuna şöyle başlıyor:

'Nasıl ve ne sebeple ilişkilendirildiğimi anlayamadığım bir şekilde kendimi kamuoyunda 'Susurluk Davası' olarak bilinen davada sanık olarak buldum. Davanın başlaması üzerine, mahkemede ifade verdikten sonra, duruşmalardan vareste tutuldum. Bu nedenle birçok duruşmaya katılmadım. Kararın açıklanmasıyla; 'çete yöneticisi olmak' suçundan 6 yıl hapis cezasına çarptırıldım. Büyük haksızlık ve adaletsizliğin kurbanıyım.

Ben hayatım boyunca şerefim için yaşadım ve hiçbir zaman suç işlemedim, boğazımdan haram lokma geçirmedim, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde, Milli İstihbarat Teşkilatı'nda ve Emniyet Genel Müdürlüğü'ndeki hizmetlerim esnasında, subay olurken ettiğim yemine bağlı kalarak vatanımı ve bayrağımı canımdan aziz bildim ve bu şekilde hizmet ettim. Yaptığım hizmetler nedeniyle, komutanlarımın ve amirlerimin takdirlerine mazhar oldum.'

'Bana hiç sorulmadı'

Mahkeme kararında; Eken'in Haluk Kırcı'nın yakalandığı dönemde Emniyet'ten kaçmasına zemin hazırlamak, Kıbrıslı Hakkı Yaman Namlı'yı tehdit ederek, Tarık Ümit'in kaybolması ile ilgili konuşmamasını sağladığı belirtildi. Eken, 'Her iki suçlamayı da gerekçeli kararın yayınlanmasıyla öğrendim' diyor ve mektubunu şöyle sürdürüyor:

'Her iki olayla ilgili olarak, gerek soruşturma esnasında, savcılık tarafından, gerekse yargılama esnasında mahkeme tarafından sorgulanmadım. Bu hususlar karşıma suçlama olarak dahi getirilmedi ve bu konularda bana bir tek soru sorulmadı. Ben sanık sıfatıyla yargılanmayı, bana karşı yapılmış büyük bir haksızlık olarak düşünerek beraat kararı beklerken, yukarıda arz ettiğim gibi suçlanmadığım ve sorgulanmadığım hususların sabit görülmesi ile, suç teşekkülü yöneticiliğinden mahkum oldum.'

Kırcı'nın Emniyet'ten kaçtığı dönemde Asayiş Şube Müdürü olan Sedat Demir, yeminli ifadesinde 'Kırcı'nın kaçışı ile Eken'in hiçbir ilgisinin olmadığını' belirtiyor. Kırcı'nın avukatı Fatih Volkan, Kırcı'nın kaçışında Eken'in rolünün olmadığını açıklıyor. Kaçışta ihmali görülen polisler de ifadelerinde Eken'den hiç söz etmiyor. Eken, 'Bahsedilmesi mümkün değildir' diyor.

Hakkı Yaman Namlı da yeminli ifadesinde; Eken'in kendisini hiçbir zaman tehdit etmediğini ve ettirmediğini, mahkemenin bu kararı nasıl verdiğini anlamadığını ifade etti. Eken için ifade veren emekli generallerin, emniyet genel müdürlerinin de açıklamalarına itibar edilmedi.

Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in, Eken'le ilgili dosyaları bir hukukçu olarak gözden geçirmesi, PKK ile mücadele için ömrünü Güneydoğu dağlarında parmakları donmacasına mücadele vermiş kişinin sesini duyması gerekmiyor mu?

Bu Korkut Eken dosyasıdır

Bazıları merak ediyordur, Korkut Eken'in suç dosyası nedir diye? İşte Eken'in yazdıkları:
İstanbul DGM, Haluk Kırcı'nın kaçışına zemin hazırladığıma karar verirken, kanıt olarak Kırcı'nın Emniyet'teki ifadesine dayandı. Kırcı Emniyet'teki ifadesinde; İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü'ne götürüldüğünü, Avukat Fatih Volkan'ın yanına geldiğini, birlikte Asayiş Şube Müdürü Sedat Demir'in odasına gittiklerini, bu sırada benim Sedat Demir'le telefon görüşmesi yaptığımı, bundan sonra görevli polislerin kendisiyle ilgilenmediğini ve böylece kaçtığını söylemiş, daha sonra mahkemede bu ifadesinin zora dayalı olduğunu beyan etmiştir.
Mahkeme sadece bu beyanla, Haluk Kırcı'nın ifadesinde geçen Sedat Demir ve Av. Fatih Volkan'ın ifadelerini almaksızın, bu konuda yapılmış soruşturmayı incelemeksizin bu olayı sabit gördü ve beni cezalandırdı.

Mahkeme, benim Hakkı Yaman Namlı'yı tehdit ettirdiğimi kabul ederken, Namlı'nın beyanlarına dayandığı belirtilmektedir. Oysa Namlı'nın hiçbir aşamada böyle bir beyanının olmadığı anlaşılmaktadır.

Mahkeme kararını inceleyerek tüm bu hususları tespit ettikten sonra avukatım kanalıyla yargılamanın yenilenmesi talebinde bulundum. Üst düzey eski yetkililerin ifadeleri alındı.
Mahkeme, delillerin yargılamanın yenilenmesini gerektirecek nitelikte olmadığına karar verdi.'

'Delilsiz yatıyorum'

Eken, mektubunda 'işlemediğim suç nedeniyle delilsiz mahkum edildim' diyor ve şunları yazıyor:
'Dosyamı inceleyen Türkiye'nin en güzide hukukçusu Sayın Ord. Prof. Dr. Salih Dönmezer mahkumiyet kararında gösterilen tüm delilleri, tamamen bertaraf edecek delillerin mahkemeye sunulmuş olduğu şeklinde görüş bildirmektedir.

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku hocaları dosyamı incelemişler, yeniden yargılama esnasında toplanan delillerle beraat etmem gerektiği yönünde görüş bildirmişlerdir.
Tüm bunlara rağmen, hiçbir sonuç almamam izah edilebilir değildir. Hukuk içinde başka ne yapılabilir, bilemiyorum. Ancak ben bütün hayatımı verdiğim devletimden itibarımın iadesini istiyorum.'

Dayan 'Efsane Yarbay' geride 16 ayın kaldı...

|Basında Korkut Eken|